Kimi sabahlar fincanın buharına bakarken içimde çözülmesi güç sorular birikir. Pencereden giren ışık henüz sararmamış, saat yedi olmamış, şehir tam uyanmamış. Tam o aradaki anda, ne gece ne gündüz olan o ince dilimdeyken, sorular kendiliğinden geliyor.
Cevap aramıyorum artık. Uzun süre cevap aradım; kitaplarda, insanlarda, uzun yürüyüşlerde. Sonra fark ettim ki cevap bulmak soruyu öldürüyor. Oysa soruyla oturmak, onunla aynı masada kahve içmek bambaşka bir şey.
"Soru, cevabından daha büyük bir şeye işaret eder çoğu zaman."
Sabah ritüeli diyebilirim buna. Su kaynamaya başlarken zihin de ısınıyor. Kahve çekilirken düşünceler öğütülüyor, filtreden geçiyor. Fincan dolduğunda içim zaten dolmuş oluyor bir şeylerle.
Bugün soru şuydu: "Başkası olmadan ben kim olurum?" Cevap vermedim. Kahvemi bitirdim. Güneş sarardı. Yeterliydi.